Süt ve et bizi hasta edebilir. Koruyucu ilaç da olabilir. Bu, hayvanların nasıl beslendiğine bağlı.
Süt
ve et bizi hasta edebilir. Koruyucu ilaç da olabilir. Bu hayvanların
nasıl beslendiğine bağlıdır. Tarım Ekonomisi Derneği ve Ege Üniversitesi
Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümünce İzmir’de bir çalıştay
gerçekleştirildi. “Başka Bir Hayvancılık Sistemi Mümkün mü?” başlıklı bu
çalıştayda bu konular tartışıldı. Katılımcıları arasında tarım
ekonomistleri, zooteknistler (hayvancılık uzmanları), süt teknologları,
hekimler, gıda uzmanları, veterinerler, çevre uzmanları, iktisatçılar ve
hayvan yetiştiricisi köylüler vardı.
Genel
olarak üzerinde birleşilen konu sığır, koyun ve keçilerin meralardan
koparılarak, daha doğrusu yeşil yemlerden uzaklaşarak daha çok mısır,
soya vb. kesif yemlerle beslenmesi durumunda süt ve etin insanları hasta
ettiği oldu. Nedeni de bu durumda damar ve kalp hastalıkları ile
parkinson, alzheimer vb. sinir sistemi hastalıklarından koruyan omega 3
yağ asitlerinin azalması ve zararlı omega 6 yağ asitlerinin artmasıdır.
Bir başka şey de kısaca CLA denilen ve kanserden koruyan yağ asitlerinin
de aynı şekilde daha çok kesif yemle beslenen hayvanların ürünlerinde
azalmasıdır. Bunun bedeli ağır oluyor. Prof. Dr. Kenan Demirkol bir
hesap yapmış. Kötü beslenmeden dolayı yakalandığımız hastalıklar nedeni
ile Türkiye’de 15 milyar dolar harcamak zorunda kalıyoruz. Dolayısıyla
bu hayvan besleme sisteminin doğrudan gözlenemeyen ağır bir bedeli var.
İktisatçılar bunu dışsallıklar terimi ile açıklıyorlar. Kesif yemle
besleme daha çok dev hayvancılık işletmeleri tarafından seviliyor. Büyük
para sahibi çevreler bu nedenle, sonucu ne olursa olsun, köylülerin
daha küçük kapasiteli hayvancılık işletmelerini aşağılayarak devlet
desteklerinin de kendilerine akmasını sağlıyorlar. Sıfır faizli
hayvancılık kredilerini hatırlayalım. Bunların çoğunun başarısız olacağı
ifade edildi.
Yem
hammaddeleri ülkemize daha çok ithal ediliyor. Bunların da çoğu GDO’lu.
Bir de bu sorun çıkıyor mu size. Buyurun bakalım. GDO lobisi de o
yüzden dev hayvancılık işletmelerini çok seviyor. Bu işletmelerin
suları, havayı kirletmesine daha hiç değinmedik. Köylülerin kentlere göç
ederek sefalete itilmeleri de ayrı bir sorun.
Uzun
yıllardır meraları ihmal ettik. Bununla ilgili bir yasa da çıktı.
Değişen bir şey olmadı. Şu anda meralarımız bazı istisnalarla çok
verimsiz. Bu nedenle bunları daha iyi değerlendirecek koyun ve keçiye
daha çok önem vermemiz gerektiği çalıştayda vurgulandı.
İstenirse
bu durum değiştirilemez mi? Şüphesiz değişir. Daha çok ota dayalı
beslenme sistemi süt, et verimini düşürür diye itiraz edenler var.
Hayvan başına verim düşse de toplam üretim biraz daha uzun sürede
arttırılabilir. Dahası beni hasta edecek sütü içmektense sağlıklı ve
biraz daha pahalı sütü içmeye razıyım. Aslında daha çok para ödememiz
gerekmiyor. Geçen gün markette yarım litrelik pastörize süt aldım. Litre
fiyatı 3,20 TL.’ye geliyordu. Bir litrelikler ise 2,35-2.70 TL.
arasında satılıyor. Uzun ömürlü denilen içmeyi tamamen kestiğim sütler
ise biraz daha ucuz. Köylü ise sütünü 0,70-0,80 TL. dolayında satıyor.
Bu fiyat geçen yazın başında 0,50 TL. idi ve köylü perişandı. Gördüğünüz
gibi arada büyük bir fiyat farkı var. Bu para büyük süt tekellerinin
kasasına akıyor. Bunların çoğu da artık yabancı tekeller. SEK’in
özelleştirilmesi bizi bu noktalara getirdi. Çiğ sütün kentlerde
satılmasının neden yasaklandığı sanırım açık. Neden tekellerdir. Bunlar
mikropludur deniyorsa aynı sütlerin fabrikalara da gittiğini
vurgulayalım. Çiğ sütün sağlıklı olması için önlem alınmasına neden
yanaşmıyoruz. Çiğ sütün adının bile sokak sütü diye aşağılanmış olması
sanırım dikkatlerden kaçmamıştır.
Gördüğünüz
gibi köklü çözüm politikadan geçiyor. Ancak bireysel ve gruplar olarak
da yapacaklarımız var. Daha çok otla beslenen hayvanlarının sütlerini
doğrudan köylülerden alalım. Gruplar olarak örgütlenip köylünün temiz ve
sağlıklı sütünü, sebzesini ne olduğunu bilerek almak da bir çözüm. Buna
“topluluk destekli tarım” diyoruz. İngilizce “community supported
agriculture” denmekte. Çeşitli ülkelerde bu konuda epeyce uygulama var.
Ülkemizde de bu çalışmalar başladı. İstanbul’da, Ankara’da, Çanakkale’de
böyle gruplar var. Neden otuz, kırk kişi bir araya gelip bunu
denemeyesiniz.
Kanser, kalp, parkinson hastalıkları süt bardağınızın da içinde. Onu dışarı atmak size kalmış.
Çalıştay bildirileri ve tartışmaları önce internet yoluyla yayılacak, bir süre sonra kitap olarak basılacak.




0 Comentarios